kanser

Kanser

O kadar yaygınlaştı ki bu hastalık, artık istatistiklere bakmak istemiyorum. Çünkü istatistik, çok güzel şeyler söyleyebileceği  gibi çok kötü şeyler de söyleyebilir. Her on kişiden biri, her üç kişiden ikisi ile başlayan cümlelerin her ikisinden biri beni geriyor. Ya o ben olursam? Ne yaparım?

Bu berbat hastalığın yaygınlığı o kadar yaygın ki, televizyon medyasının önde gelen simalarının her bilmem kaçından bilmem kaçının tedavi haberlerini her gün duyuyoruz. Kısa bir süre sonra da komada olduklarına dair haberleri… Ünlülerden şu sebeple bahsediyorum; bunlar sonuçta sınırlı bir çevreyi teşkil ediyorlar. Yani azlar.. E sayısal olarak az bir güruhun içerisinde her ay bu hastalığa ilişkin haberler okuyabiliyorsak, bu hastalık cidden yaygınlaşmış demektir. Şimdi kanserden kaybettiğimiz ünlüler diye bir başlık açıp isimlerini teker teker yazmaya kalksam, muhtemelen yazı bitmeden intihar etmiş olabilirim.

Evet, siz çok değerli ama bir o kadar da var olmayan okurlarım. Bugün sizler için açtığım karanlık köşeyi kanserle ve kanser olma ihtimalinizle dolduruyorum. Tabi birazdan anlatacaklarım sağlam bilimsel verilere dayanmıyor. Ötesi berisi duyum, dedikodu…

Deniyor ki; cep telefonları başta olmak üzere bütün elektronik aletler belirli oranlarda radyasyon yayıyor… Hatta kapalıyken bile. Özellikle baz istasyonları önde geliyor. Her ne kadar GSM operatörleri bunu kabul etmeseler de( gerekçeleriyle ilgili yığınla dilekçe okudum), baz istasyonlarının çevrelerinde yaşayıp da bu illete tutulan yığınla insanın hikayesini duydum, okudum… Şimdi etrafıma bakıyorum da, memleketimizin üç tarafı, etrafımızın dört tarafı baz istasyonları tarafından işgal edilmiş durumda.  İletişim de vazgeçilmez bir ihtiyaç… Buyur buradan yak. Haydi iletişimden vazgeçtik. Diyelim ki, kahraman bir muktedir geldi ve dedi ki; “Ben bu milleti GSM operatörlerine yedirmem…!” Aştı geçti GSM lobisini… Sonra? Kanser bitti mi? Yok yahu, ne bitmesi. Televizyonlar, radyolar, bilgisayarlar, yazıcılar, modemler vs. Bunların hepsinin belirli bir düzeyde radyasyon taşıdığı cümle alemin malumu. Hele bazen evimin modemine bağlı cep telefonumu alıp dışarı çıktığımda ve evimden 50 metre uzakta halen daha çektiğini görünce aklım çıkıyor. “Ne yayıyor bu yahu?” diyorum kendi kendime…

Bitti mi? Bitmedi. Gıda maddeleri… Yediğimiz her şey ama her şeyde doğrudan ya da dolaylı olarak kansere sebebiyet veren maddeler var. Özellikle ürünün raf ömrünü artırıcı katkı maddeleri.  Bunları hiç tüketmesek günde bir defa tüketiyoruz… Buna ne dayanır? Beden mi? Sanmam.

Değerli var olmayan okurlarım, 21.YY’ın talihsiz çocukları bizler, belki kırkımızı doldurmadan zatürreden ölmüyoruz  ama kanserden cayır cayır ölüyoruz… Kansere koşuyoruz. Yaşadığımız çevre, koşu bantları gibi… Koşmak zorundasın düşmemek için. E ama koştukça yoruluyorsun düşmeye her adımda daha çok yaklaşıyorsun. Aynı şey burada söz konusu: Yaşamak için yemek zorundasın, e yersen de kanser olacaksın.

Ne yapmak lazım? Hiiiiç 70 yaşındaki komünist ayaklarına giremeyeceğim… Gitti yere kadar yaşamaya devam. Artık kanser olduğumuzda pişman oluruz. Yapacak bir şey yok. Ümit edelim ki, modern tıp bu illete bir çare bulsun. Yoksa, kanser olana kadar keyfinize bakın derim…

Karanlıklı günler efendim…

 

Burak Sertkaya

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Post Navigation